Malın Genel Kuramı
Her şey neden ve sonuç yasasına tabidir. Bu büyük ilke hiçbir istisna tanımaz ve aksine bir örnek bulmak için deneyim âleminde boş yere ararız. İnsan ilerlemesinin onu kuşkuya düşürme eğilimi yoktur; tersine, onu doğrulama ve geçerliliğinin kapsamına ilişkin bilgiyi sürekli daha da genişletme etkisi vardır. Bu nedenle onun süregelen ve büyüyen tanınması, insan ilerlemesine sıkı sıkıya bağlıdır.
Dahası, kişinin kendi şahsı ve onun herhangi bir hâli, bu büyük evrensel ilişkiler yapısının halkalarıdır. Kişinin şahsının bir hâlden bir başka hâle geçişini, nedensellik yasasına tabi bir geçişten başka herhangi bir biçimde tasavvur etmek imkânsızdır. Dolayısıyla, eğer kişi bir ihtiyaç hâlinden, o ihtiyacın tatmin edildiği bir hâle geçiyorsa, bu değişim için yeterli nedenler bulunmalıdır. Ya kişinin organizmasının içinde, bozulmuş hâli gideren güçler işliyor olmalıdır ya da ona etki eden ve doğaları gereği, ihtiyaçlarımızın tatmini dediğimiz hâli meydana getirme yeteneğine sahip dışsal şeyler bulunmalıdır.
İnsan ihtiyaçlarının tatminiyle nedensel bir bağlantı içine konabilen şeylere yararlı şeyler diyoruz.3 Ancak hem bu nedensel bağlantıyı tanır hem de yararlı şeyleri fiilen ihtiyaçlarımızın tatminine yöneltme gücüne sahip olursak, onlara mal deriz.4
Bir şeyin mal olması, başka bir deyişle mal-karakteri kazanması için, aşağıdaki dört önkoşulun tümünün aynı anda mevcut olması gerekir:
- Bir insan ihtiyacı.
- Şeyi bu ihtiyacın tatminiyle nedensel bir bağlantı içine konabilir kılan türden özellikler.
- Bu nedensel bağlantıya dair insan bilgisi.
- Şeyi ihtiyacın tatminine yöneltmeye yetecek derecede o şey üzerinde tasarruf.
Ancak bu dört önkoşulun tümü aynı anda mevcut olduğunda bir şey mal olabilir. Bunlardan biri bile yoksa, bir şey mal-karakteri kazanamaz5 ve zaten mal-karakterine sahip bir şey, dört önkoşuldan yalnızca biri dahi mevcut olmaktan çıktığı anda onu derhal yitirir.6
Bu nedenle bir şey mal-karakterini şu durumlarda yitirir: (1) insan ihtiyaçlarındaki bir değişme nedeniyle, şeyin tatmin edebildiği belirli ihtiyaçlar ortadan kalkarsa, (2) şeyin, insan ihtiyaçlarının tatminiyle nedensel bir bağlantı içine konabilme kapasitesi, kendi özelliklerindeki bir değişmenin sonucu olarak yitirilirse, (3) şey ile insan ihtiyaçlarının tatmini arasındaki nedensel bağlantıya dair bilgi ortadan kalkarsa ya da (4) insanlar onun üzerindeki tasarrufu, artık onu doğrudan ihtiyaçlarının tatminine uygulayamayacakları ve bunu yapma güçlerini yeniden tesis edecek hiçbir araca sahip olmayacakları kadar tümüyle yitirirlerse.
İnsan ihtiyaçlarının tatminiyle herhangi türden bir nedensel bağlantı içine konamayan şeylerin, yine de insanlar tarafından mal gibi muamele görmesi her durumunda özel bir durum gözlemlenebilir. Bu, (1) şeylere gerçekte sahip olmadıkları nitelikler ve dolayısıyla kapasiteler yanlışlıkla yüklendiğinde ya da (2) var olmayan insan ihtiyaçlarının hatalı biçimde var sayıldığında ortaya çıkar. Her iki durumda da, gerçeklikte şeylerin mal-karakterini belirlediği daha önce betimlenen ilişki içinde bulunmayan, yalnızca insanların görüşlerinde bu ilişki içinde bulunan şeylerle ilgilenmek durumundayız. İlk sınıfa giren şeyler arasında çoğu kozmetik, tüm muskalar, erken uygarlıkların halkları tarafından ve bugün hâlâ ilkeller tarafından hastalara verilen ilaçların çoğu, sihirli değnekler, aşk iksirleri vb. yer alır. Çünkü tüm bu şeyler, hizmet etmeleri gerektiği varsayılan ihtiyaçları fiilen tatmin etme yeteneğinden yoksundur. İkinci sınıfa giren şeyler arasında ise gerçekte var olmayan hastalıklara ilaçlar, pagan halkların putlara tapınmak için kullandıkları araçlar, heykeller, yapılar vb., işkence aletleri ve benzerleri bulunur. Dolayısıyla, mal-karakterini yalnızca sahip oldukları hayal edilen özelliklerden ya da yalnızca insanlarca hayal edilen ihtiyaçlardan türeten bu tür şeyler, uygun biçimde hayali mallar olarak adlandırılabilir.7
Bir halk uygarlığın daha yüksek düzeylerine ulaştıkça ve insanlar şeylerin ve kendi doğalarının gerçek yapısına daha derinlemesine nüfuz ettikçe, gerçek malların sayısı sürekli artar ve kolayca anlaşılabileceği gibi, hayali malların sayısı giderek azalır. Sözde hayali malların sayısının, deneyimin gösterdiği üzere genellikle gerçek mallar bakımından en yoksul halklar arasında en büyük olması, doğru bilgi ile insan refahı arasındaki bağlantının hiç de önemsiz olmayan bir kanıtıdır.
Disiplinimizdeki bazı yazarlar tarafından "ilişkiler" adı verilen özel bir mal sınıfı olarak ele alınan mallar özel bir bilimsel ilgiyi hak etmektedir.8 Bu kategoride firmalar, müşteri itibarı (good-will), tekeller, telif hakları, patentler, ticaret ruhsatları, yazar hakları ve ayrıca bazı yazarlara göre aile bağları, dostluk, sevgi, dinî ve bilimsel birliktelikler vb. yer alır. Bu ilişkilerin bir kısmının, mal niteliği bakımından kesin bir sınamaya elvermediği hemen kabul edilebilir. Ancak firmalar, tekeller, telif hakları, müşteri itibarı ve benzerleri gibi pek çoğunun gerçekten birer mal olduğu, daha fazla kanıta başvurmaya gerek kalmadan, bunlara çoğu kez ticaret nesnesi olarak rastlamamız olgusuyla gösterilir. Yine de bu konuya en yakından eğilmiş kuramcı9,10 bu ilişkilerin mal olarak sınıflandırılmasında tuhaf bir şey bulunduğunu ve önyargısız bir göze bunun bir aykırılık gibi göründüğünü kabul ediyorsa, kanımca bu kuşkuların ardında, yalnızca maddeleri ve kuvvetleri (somut nesneleri ve emek hizmetlerini) şey, dolayısıyla da mal olarak gören çağımızın maddeci eğiliminin bilinçsiz işleyişinden daha derin bir neden bulunmalıdır.
Hukuk öğrencileri tarafından dilimizde genel olarak "yararlı eylemler" için değil yalnızca "emek hizmetleri" için bir terim bulunduğu birçok kez belirtilmiştir. Oysa "emek hizmetleri" denemeyecek, ama yine de belirli kişiler için kesinlikle yararlı olan, hatta onlar için hatırı sayılır bir iktisadi değer taşıyabilen koca bir eylemler – ve hatta salt eylemsizlikler – dizisi vardır. Birinin benden mal satın alması ya da hukuki hizmetlerimden yararlanması onun açısından elbette bir emek hizmeti değildir, ama yine de benim için yararlı bir eylemdir. Yalnızca bir başka hekimin daha bulunduğu küçük bir kasaba kentinde varlıklı bir hekimin hekimlik uygulamasına son vermesine ise daha da az haklılıkla emek hizmeti denebilir. Ne var ki bu, böylece tekelci konumuna geçen öteki hekim için hatırı sayılır ölçüde yararlı bir eylemsizliktir.
Birine yararlı eylemleri düzenli olarak gerçekleştiren kişilerin sayısının daha çok ya da daha az olması (örneğin bir tüccar bakımından bir dizi müşteri) bu eylemlerin doğasını değiştirmez. Ve bir kentin ya da devletin bazı veya tüm sakinlerinin birine yararlı olan belirli eylemsizliklerinin gönüllü olarak mı yoksa yasal zorlama yoluyla mı (doğal ya da yasal tekeller, telif hakları, ticari markalar vb.) ortaya çıktığı da bu yararlı eylemsizliklerin doğasını hiçbir biçimde değiştirmez. Bu nedenle iktisadi bakımdan, müşteri kitlesi, müşteri itibarı, tekel vb. denen şeyler başka insanların yararlı eylemleri ya da eylemsizlikleri, ya da (örneğin firmalarda olduğu gibi) maddi malların, emek hizmetlerinin ve diğer yararlı eylem ve eylemsizliklerin bileşimleridir. Dostluk ve sevgi ilişkileri, dinî birliktelikler ve benzerleri bile besbelli ki bizim için yararlı olan başka kişilerin eylem ya da eylemsizliklerinden oluşur.
Eğer müşteri itibarı, firmalar, tekel hakları vb. örneklerinde olduğu gibi, bu yararlı eylem ya da eylemsizlikler bizim onlar üzerinde tasarrufta bulunabileceğimiz türden iseler, onları mal olarak sınıflandırmamamız için hiçbir neden yoktur; üstelik bunun için ne "ilişkiler" gibi belirsiz bir kavrama başvurmamız ne de bu "ilişkileri" özel bir kategori olarak diğer tüm mallarla karşıtlık içine koymamız gerekir. Tersine, kanımca tüm mallar iki sınıfa ayrılabilir: maddi mallar (mal oldukları ölçüde tüm doğa kuvvetleri dâhil) ve yararlı insan eylemleri (ve eylemsizlikleri); bunların en önemlileri ise emek hizmetleridir.
2. Mallar Arasındaki Nedensel Bağlantılar
Başka konulara geçmeden önce, mallar arasındaki nedensel bağlantılar konusunda açıklığa kavuşmamızın bilimimiz için son derece önemli olduğu kanısındayım. Tıpkı diğer bütün bilimlerde olduğu gibi bizimkinde de gerçek ve kalıcı ilerleme, ancak bilimsel gözlemlerimizin nesnelerini artık salt birbiriyle ilişkisiz olgular olarak görmekten vazgeçip onların nedensel bağlantılarını ve tabi oldukları yasaları keşfetmeye giriştiğimizde sağlanacaktır. Yediğimiz ekmek, ekmeği pişirdiğimiz un, unu öğüttüğümüz tahıl ve tahılın yetiştirildiği tarla – tüm bunlar birer maldır. Ne var ki bu olgunun bilgisi amaçlarımız için yeterli değildir. Tersine, diğer bütün deneysel bilimlerin tarzında, çeşitli malları kendilerine özgü niteliklerine göre sınıflandırmaya, her bir malın malların nedensel örgüsünde tuttuğu yeri öğrenmeye ve son olarak onların tabi olduğu iktisadi yasaları keşfetmeye girişmek gereklidir.
Herhangi bir andaki esenliğimiz, ihtiyaçlarımızın giderilmesine bağlı olduğu ölçüde, onların doğrudan giderilmesi için gereken malları elimizin altında bulundurduğumuzda güvence altındadır. Örneğin elimizde gereken miktarda ekmek varsa, besin ihtiyacımızı doğrudan giderebilecek durumda oluruz. Demek ki ekmek ile ihtiyaçlarımızdan birinin giderilmesi arasındaki nedensel bağlantı doğrudan bir bağlantıdır ve ekmeğin mal niteliğinin önceki bölümde ortaya konan ilkelere göre sınanması hiçbir güçlük çıkarmaz. Aynı şey, içecekler, giysiler, mücevherler vb. gibi ihtiyaçlarımızın doğrudan giderilmesinde kullanılabilen tüm diğer mallar için de geçerlidir.
Ne var ki mal niteliğini tanıdığımız şeylerin listesini henüz tüketmiş değiliz. Çünkü ihtiyaçlarımıza doğrudan hizmet eden malların (kısalık olsun diye bundan böyle "birinci derece mallar" diye anılacaklardır) yanı sıra iktisadımızda, ihtiyaçlarımızın giderilmesiyle herhangi bir doğrudan nedensel bağlantıya konamayan, ama yine de birinci derece mallar kadar kesinlikle mal niteliği taşıyan çok sayıda başka şey de buluruz. Pazarlarımızda, insan ihtiyaçlarını doğrudan giderebilen ekmek ve diğer malların yanında bir hayli un, yakıt ve tuz da görürüz. Ekmek üretimi için gerekli alet ve gereçlerin ve bunların kullanımı için zorunlu olan vasıflı emek hizmetlerinin düzenli olarak alınıp satıldığını görürüz. Tüm bu şeyler, ya da hiç değilse büyük çoğunluğu, insan ihtiyaçlarını herhangi bir doğrudan yoldan gideremezler – çünkü bir fırın kalfasının belirli bir emek hizmetiyle, bir pişirme aletiyle ya da hatta bir miktar sıradan unla hangi insan ihtiyacı giderilebilir ki? Bu şeylerin yine de tıpkı birinci derece mallar gibi insan iktisadında mal olarak ele alınması, ekmeğin ve diğer birinci derece malların üretilmesine hizmet etmeleri, dolayısıyla doğrudan olmasa bile dolaylı olarak insan ihtiyaçlarını giderebilmeleri olgusundan kaynaklanır. Aynı şey, insan ihtiyaçlarını doğrudan giderme yetisine sahip olmayan, ama yine de birinci derece malların üretiminde kullanılan ve böylece insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle dolaylı bir nedensel bağlantıya konabilen binlerce başka şey için de geçerlidir. Bu düşünceler, ikinci derece mallar diye adlandıracağımız bu şeylerin mal niteliğinden sorumlu olan ilişkinin, temelde birinci derece malların ilişkisiyle aynı olduğunu kanıtlar. Birinci derece malların ihtiyaçlarımızın giderilmesiyle doğrudan, ikinci derece malların ise dolaylı bir nedensel ilişki içinde bulunması, o ilişkinin özünde hiçbir fark doğurmaz; çünkü mal niteliğinin kazanılması için gerekli olan, şeyler ile insan ihtiyaçlarının giderilmesi arasında bir nedensel bağlantının var olmasıdır, ama bunun zorunlu olarak doğrudan bir bağlantı olması gerekmez.
Bu noktada, bu mallarla da mal niteliğini tanıdığımız şeylerin listesini tüketmiş olmadığımızı ve önceki örneğimizi sürdürürsek, un üretimine uygulanan değirmenlerin, buğdayın, çavdarın ve emek hizmetlerinin vb. üçüncü derece mallar olarak; tarlaların, bunların işlenmesi için gerekli araç ve gereçlerin ve çiftçilerin belirli emek hizmetlerinin ise dördüncü derece mallar olarak ortaya çıktığını kolayca gösterebilirdik. Ne var ki sunmakta olduğum düşüncenin halihazırda yeterince açık olduğu kanısındayım.
Önceki bölümde, bir şey ile insan ihtiyaçlarının giderilmesi arasındaki nedensel ilişkinin, o şeyin mal niteliğinin önkoşullarından biri olduğunu görmüştük. Bu bölümde geliştirilen düşünce şu önermede özetlenebilir: bir şeyin mal niteliğinin gereği, onun insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle doğrudan bir nedensel bağlantıya konabilmesi değildir. İnsan ihtiyaçlarının giderilmesiyle dolaylı bir nedensel ilişki içinde bulunan malların, bu ilişkinin yakınlığı bakımından birbirinden farklılaştığı gösterilmiştir. Ne var ki bu farkın mal niteliğinin özünü hiçbir biçimde etkilemediği de gösterilmiştir. Bu bağlamda, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve daha yüksek derecelerden mallar arasında bir ayrım yapılmıştır.
Burada da en baştan, söylenenlerin yanlış yorumlanmasına karşı kendimizi korumamız gereklidir. Mal niteliğine ilişkin genel tartışmada, mal niteliğinin malların kendilerine içkin bir özellik olmadığına daha önce işaret etmiştim. Bir malın malların nedensel örgüsünde tuttuğu derece ya da yerle uğraştığımız burada da aynı uyarının yapılması gerekir. Belirli bir malın derecesini belirtmek, yalnızca bu malın, belirli bir kullanımda, bir insan ihtiyacının giderilmesiyle daha yakın ya da daha uzak bir nedensel ilişki içinde bulunduğunu göstermektir. Dolayısıyla bir malın derecesi, malın kendisine içkin bir şey, hele hele onun bir özelliği hiç değildir.
Bu nedenle, gerek burada gerekse mallara ilişkin yasaların aşağıdaki açıklamasında, mallara atfedilen derecelere herhangi bir özel ağırlık yüklemiyorum; gerçi bu derecelerin atanması, doğru anlaşıldıkları takdirde, güç ve önemli bir konunun açıklanmasında önemli bir yardımcı haline gelecektir. Ne var ki özellikle vurgulamak istediğim şey, mallar ile insan ihtiyaçlarının giderilmesi arasındaki nedensel ilişkiyi ve belirli durumlarda bu ilişkinin doğasına göre malların bu ihtiyaçlarla az ya da çok doğrudan olan nedensel bağlantısını kavramanın önemidir.
3. Mal Niteliğini Yöneten Yasalar
A. Yüksek derece malların mal niteliği, karşılık gelen tamamlayıcı mallara hükmedebilmeye bağlıdır.
Elimizde birinci derece mallar bulundurduğumuzda, onları ihtiyaçlarımızın giderilmesi için doğrudan kullanmak elimizdedir. Karşılık gelen ikinci derece malları elimizin altında bulundurursak, onları birinci derece mallara dönüştürmek ve böylece ihtiyaçlarımızın giderilmesi için dolaylı bir biçimde onlardan yararlanmak elimizdedir. Aynı biçimde, elimizde yalnızca üçüncü derece mallar bulundursaydık, onları karşılık gelen ikinci derece mallara, bunları da sırayla karşılık gelen birinci derece mallara dönüştürme gücüne sahip olurduk. Dolayısıyla, bu güç onları art arda daha düşük derecelerden mallara dönüştürmek yoluyla kullanılmak zorunda olsa da, üçüncü derece malları ihtiyaçlarımızın giderilmesi için kullanma gücüne sahip olurduk. Aynı önerme tüm yüksek derece mallar için de geçerlidir ve onları ihtiyaçlarımızın giderilmesi için gerçekten kullanmak elimizdeyse, mal niteliği taşıdıklarından kuşku duyamayız.
Ne var ki bu son gereklilik, yüksek derece mallar bakımından hiç de hafife alınamayacak bir sınırlama içerir. Çünkü diğer (tamamlayıcı) yüksek derece mallara da hükmetmedikçe, herhangi bir belirli yüksek derece malı ihtiyaçlarımızın giderilmesi için kullanmak asla elimizde değildir.
Örneğin, iktisat eden bir bireyin doğrudan ekmeğe sahip olmadığını, ama onu üretmek için gerekli tüm ikinci derece mallara hükmettiğini varsayalım. Bu kişinin yine de ekmek ihtiyacını giderme gücüne sahip olacağından kuşku duyulamaz. Ne var ki aynı kişinin unu, tuzu, mayayı, emek hizmetlerini ve hatta ekmek üretimi için gerekli tüm alet ve gereçleri elinde bulundurduğunu, ama hem yakıttan hem de sudan yoksun olduğunu düşünelim. Bu ikinci durumda, açıktır ki, gerekli diğer bütün mallar el altında olsa bile yakıt ve su olmadan ekmek yapılamayacağına göre, artık elindeki ikinci derece mallardan ihtiyacının giderilmesi için yararlanma gücüne sahip değildir. Dolayısıyla bu durumda ikinci derece mallar, mal niteliklerinin var olması için gereken dört önkoşuldan biri (bu durumda dördüncü önkoşul) eksik olduğundan, ekmek ihtiyacı bakımından mal niteliklerini derhal yitireceklerdir.
Ekmek ihtiyacı bakımından mal niteliğini yitirmiş olan şeylerin, başka ihtiyaçlar bakımından mal niteliğini korumaları mümkündür; eğer sahibi onları ekmek ihtiyacından başka ihtiyaçların giderilmesi için kullanma gücüne sahipse ya da bu şeyler, bir veya birden çok tamamlayıcı malın eksikliğine rağmen kendi başlarına, doğrudan veya dolaylı olarak bir insan ihtiyacını gidermeye elverişliyse durum böyledir. Ancak bir veya birden çok tamamlayıcı malın eksikliği, eldeki ikinci dereceden malların ister tek başlarına ister eldeki diğer mallarla birlikte herhangi bir insan ihtiyacının giderilmesi için kullanılmasını imkânsız kılıyorsa, bu mallar mal niteliklerini büsbütün yitirirler. Çünkü iktisat eden insanlar artık söz konusu malları ihtiyaçlarının giderilmesine yöneltme gücüne sahip olmayacaklardır ve böylece bu malların mal niteliğinin temel önkoşullarından biri eksik kalmış olur.
Buraya kadar yürüttüğümüz inceleme, ilk sonuç olarak şu önermeyi verir: İkinci dereceden malların mal niteliği, aynı dereceden tamamlayıcı malların, en az bir birinci dereceden malın üretimi bakımından insanların elinde bulunmasına bağlıdır.
Daha yüksek dereceden malların –ikinci dereceden malların ötesindekilerin– mal niteliğinin, tamamlayıcı malların eldeki varlığına bağlı olması sorunu daha karmaşıktır. Ne var ki bu ek karmaşıklık, hiçbir biçimde yüksek dereceden malların bir alt dereceye karşılık gelen mallarla olan ilişkisinde yatmaz (örneğin üçüncü dereceden malların buna karşılık gelen ikinci dereceden mallarla ya da beşinci dereceden malların dördüncü dereceden mallarla olan ilişkisinde). Çünkü bu mallar arasındaki nedensel ilişkinin en kısa biçimde ele alınması bile, ikinci dereceden mallar ile bir alt (birinci) dereceden mallar arasında az önce ortaya koyduğumuz ilişkiye tam bir benzerlik sağlar. Bir önceki paragrafın ilkesi, oldukça doğal bir biçimde şu önermeye genişletilebilir: Yüksek dereceden malların mal niteliği, aynı dereceden tamamlayıcı malların, en az bir alt dereceden malın üretimi bakımından eldeki varlığına doğrudan bağlıdır.
İkinci dereceden malların ötesindeki mallarda ortaya çıkan ek karmaşıklık, daha çok şu olguda yatar: Bir alt dereceden malın üretimi için gerekli olan bütün mallara komuta edilmesi bile, insanlar aynı zamanda bu bir alt ve daha da alt bütün derecelerdeki tamamlayıcı mallara da komuta etmedikçe, bu malların mal niteliğini zorunlu olarak kurmaz. Diyelim ki bir kimse, bir ikinci dereceden malın üretilmesi için gerekli olan bütün üçüncü dereceden mallara komuta edebiliyor, ancak diğer tamamlayıcı ikinci dereceden mallara komuta edemiyor. Bu durumda, tek bir ikinci dereceden malın üretimi için gerekli olan bütün üçüncü dereceden mallara komuta edebilmesi bile, ona bu üçüncü dereceden malları gerçekten insan ihtiyaçlarının giderilmesine yöneltme gücünü vermez. Üçüncü dereceden malları (ki burada mal niteliği söz konusu olan bunlardır) ikinci dereceden mallara dönüştürme gücüne sahip olsa da, ikinci dereceden malları buna karşılık gelen birinci dereceden mallara dönüştürme gücüne sahip değildir. Bu nedenle üçüncü dereceden malları ihtiyaçlarının giderilmesine yöneltme gücüne sahip olmayacaktır ve bu gücü yitirdiği için üçüncü dereceden mallar mal niteliklerini hemen kaybederler.
Şu hâlde açıktır ki yukarıda belirtilen ilke –yüksek dereceden malların mal niteliği, aynı dereceden tamamlayıcı malların, en az bir alt dereceden malın üretimi bakımından eldeki varlığına doğrudan bağlıdır– şeylerin mal niteliğinin kurulması için gerekli bütün önkoşulları içermez; çünkü aynı dereceden bütün tamamlayıcı mallara komuta edilmesi tek başına, bu şeyleri ihtiyaçlarımızın giderilmesine yöneltme gücünü bize vermez. Elimizde üçüncü dereceden mallar varsa, bunların mal niteliği gerçekten de onları ikinci dereceden mallara dönüştürebilmemize doğrudan bağlıdır. Ne var ki mal niteliklerinin başka bir koşulu da, ikinci dereceden malları sırasıyla birinci dereceden mallara dönüştürebilmemizdir; bu da, belirli tamamlayıcı ikinci dereceden mallara komuta etmemiz gerektiği yolundaki bir başka koşulu beraberinde getirir.
Dördüncü, beşinci ve daha yüksek dereceden malların ilişkileri de tümüyle benzerdir. Burada da insan ihtiyaçlarının giderilmesinden bu denli uzak şeylerin mal niteliği, aynı dereceden tamamlayıcı malların eldeki varlığına doğrudan bağlıdır. Ama aynı zamanda bir alt dereceden tamamlayıcı mallara, onların da bir alt derecesindeki tamamlayıcı mallara komuta etmemize de bağlıdır; öyle ki yüksek dereceden malları gerçekten bir birinci dereceden malın üretimine ve böylece nihayetinde bir insan ihtiyacının giderilmesine yöneltmek bizim gücümüz dahilinde olur. Yüksek dereceden bir malı bir birinci dereceden malın üretiminde kullanmak için gerekli olan malların tümünü, terimin daha geniş anlamıyla onun tamamlayıcı malları olarak adlandırırsak, şu genel ilkeye ulaşırız: Yüksek dereceden malların mal niteliği, terimin bu daha geniş anlamıyla onların tamamlayıcı mallarına komuta edebilmemize bağlıdır.
Mallar arasındaki büyük nedensel bağıntıyı gözümüzün önüne, malların karşılıklı bağımlılığına ilişkin bu ilkeden daha canlı bir biçimde serebilecek hiçbir şey yoktur.
1862'de Amerikan İç Savaşı, Avrupa'nın en önemli pamuk kaynağını kuruttuğunda, pamuğu tamamlayan binlerce başka mal mal niteliğini yitirdi. Özellikle de İngiliz ve kıta Avrupası pamuk fabrikası işçilerinin, o sırada büyük çoğunluğu işsiz kalan ve kamusal hayrı dilenmek zorunda bırakılan emek hizmetlerini kastediyorum. Emek hizmetleri (ki bu nitelikli işçiler bunlara komuta ediyordu) aynı kaldı, ne var ki bunların büyük bir kısmı mal niteliğini yitirdi; çünkü tamamlayıcı malları olan pamuk eldeki mevcuttan yoksundu ve bu özgül emek hizmetleri, büyük ölçüde, kendi başlarına herhangi bir insan ihtiyacının giderilmesine yöneltilemiyordu. Ancak bu emek hizmetleri, tamamlayıcı malları kısmen başka tedarik kaynaklarından, kısmen de Amerikan İç Savaşı'nın sona ermesinin ardından eski kaynaktan artan pamuk ithalatı sonucunda yeniden eldeki mevcut hâle gelince, derhal tekrar mal oldu.
Bunun tersine, mallar çoğu zaman mal niteliğini, insanların onlara tamamlayıcı olan gerekli emek hizmetlerine komuta edememesi yüzünden de yitirir. Seyrek nüfuslu ülkelerde, özellikle buğday gibi tek bir başat ürün yetiştiren ülkelerde, özellikle bereketli hasatların ardından çoğu kez çok ciddi bir emek hizmetleri kıtlığı baş gösterir; hem sayıca az olan ve birbirinden ayrı yaşayan tarım işçileri bolluk zamanlarında ağır çalışma için pek az teşvik bulduğundan, hem de hasat işi, yalnızca buğday yetiştiriciliği sonucunda çok kısa bir zaman dilimine sıkıştığından. Bu koşullar altında (örneğin Macaristan'ın verimli ovalarında), emek hizmetlerine olan gereksinimin kısa bir zaman aralığında çok büyük olduğu, ama eldeki emek hizmetlerinin yeterli olmadığı yerlerde, büyük miktarlarda tahıl çoğu zaman tarlalarda çürür. Bunun nedeni, tarlalarda duran ürünlere tamamlayıcı olan malların (onları hasat etmek için gerekli emek hizmetlerinin) eksik olması ve bunun sonucunda ürünlerin kendisinin mal niteliğini yitirmesidir.
Bir halkın iktisadı çok geliştiğinde, çeşitli tamamlayıcı mallar genellikle farklı kişilerin elinde bulunur. Her bir malın üreticileri işlerini genellikle mekanik bir biçimde yürütür; tamamlayıcı malların üreticileri de, ürettikleri veya imal ettikleri şeylerin mal niteliğinin, kendi ellerinde bulunmayan başka malların varlığına bağlı olduğunu o kadar az fark eder. Yüksek dereceden malların, tamamlayıcı malların eldeki varlığını hiç hesaba katmaksızın, mal niteliğine kendiliğinden sahip olduğu yanılgısı, en kolay biçimde, hareketli ticaret ve son derece gelişmiş bir iktisat nedeniyle hemen her ürünün, üreticinin, ticaret yoluyla kendisine bağlı diğer kişilerin tamamlayıcı malları doğru zamanda sağlayacağı yolundaki örtük ve kural olarak hiç bilincine varılmayan varsayımı altında meydana geldiği ülkelerde doğar. Ancak bu örtük varsayım, malları yöneten yasaların işleyişini apaçık görünür kılan türden bir koşul değişikliğiyle boşa çıktığında, alışılmış mekanik ticari işlemler kesintiye uğrar ve ancak o zaman kamunun dikkati bu görünümlere ve bunların altında yatan nedenlere yönelir.
B. Yüksek dereceden malların mal niteliği, buna karşılık gelen alt dereceden malların mal niteliğinden türer.
Malların ilk iki bölümde sunduğum biçimiyle doğasının ve nedensel bağlantılarının incelenmesi, malların mal olarak –yani iktisadi niteliklerini hiç hesaba katmaksızın– uydukları bir başka yasanın tanınmasına götürür.
İnsan ihtiyaçlarının var olmasının mal niteliğinin temel önkoşullarından biri olduğu ve bir şeyin giderilmesiyle nedensel bağlantı içine sokulabileceği insan ihtiyaçları büsbütün ortadan kalkarsa, ona yönelik yeni ihtiyaçlar doğmadığı sürece o şeyin mal niteliğinin derhal yitirildiği gösterilmiştir.
Malların doğası hakkında söylenenlerden doğrudan görülmektedir ki birinci dereceden mallar, daha önce giderilmesine hizmet ettikleri ihtiyaçların hepsi, onlara yönelik yeni ihtiyaçlar doğmaksızın ortadan kalkarsa, mal niteliklerini derhal yitirirler. Bir insan ihtiyacının giderilmesiyle nedensel olarak bağlantılı malların tüm yelpazesine yöneldiğimizde ve bu ihtiyacın ortadan kalkmasının, onun giderilmesiyle nedensel olarak bağlantılı yüksek dereceden malların mal niteliği üzerindeki etkisini sorguladığımızda sorun daha karmaşık hâle gelir.
Diyelim ki zevklerdeki bir değişiklik sonucunda tütünün doğrudan insan tüketimine yönelik ihtiyacı ortadan kalksın ve aynı zamanda insan tüketimine hazır hâle getirilmiş tütünün giderilmesine hizmet edebileceği diğer bütün ihtiyaçlar da ortadan kalksın. Bu durumda, insan tüketimine uygun nihai biçimde hâlihazırda elde bulunan bütün tütün ürünlerinin derhal mal niteliğini yitireceği kesindir. Peki buna karşılık gelen yüksek dereceden mallara ne olurdu? Ham tütün yapraklarının, çeşitli tütün türlerinin üretiminde kullanılan alet ve aygıtların, bu sanayide istihdam edilen uzmanlaşmış emek hizmetlerinin, kısacası insan tüketimine ayrılmış tütünün üretimi için kullanılan bütün ikinci dereceden malların durumu ne olurdu? Bunun da ötesinde, tütün tohumlarının, tütün çiftliklerinin, ham tütünün üretiminde kullanılan emek hizmetlerinin ve alet ile aygıtların ve tütün ihtiyacına ilişkin olarak üçüncü dereceden mallar sayılabilecek diğer bütün malların durumu ne olurdu? Son olarak, buna karşılık gelen dördüncü, beşinci ve daha yüksek dereceden malların durumu ne olurdu?
Bir şeyin mal niteliği, gördüğümüz gibi, onun insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle nedensel bir bağlantı içine sokulmaya elverişli olmasına bağlıdır. Ne var ki şu da görülmüştür ki bir şey ile bir ihtiyacın giderilmesi arasındaki doğrudan nedensel bir bağlantı, o şeyin mal niteliğinin hiçbir biçimde zorunlu bir önkoşulu değildir. Tam tersine, çok sayıda şey mal niteliğini, insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle yalnızca az ya da çok dolaylı bir nedensel ilişki içinde bulunmaları olgusundan türetir.
Giderilmeye elverişli insan ihtiyaçlarının var olmasının her durumda mal niteliğinin bir önkoşulu olduğu ortaya konursa, şeylerin mal niteliğinin, daha önce giderilmesine hizmet ettikleri ihtiyaçların ortadan kalkmasıyla derhal yitirildiği ilkesi de aynı anda kanıtlanmış olur. Bu ilke, mallar ister insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle doğrudan nedensel bağlantı içine sokulabilsin, ister mal niteliğini insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle az ya da çok dolaylı bir nedensel bağlantıdan türetsin, geçerlidir. Açıktır ki buna karşılık gelen ihtiyaçların ortadan kalkmasıyla, şeylerin mal niteliğinden sorumlu olduğunu gördüğümüz ilişkinin tüm temeli ortadan kalkar.
Böylece kinin, iyileştirmeye hizmet ettiği hastalıklar ortadan kalksa mal olmaktan çıkardı; çünkü giderilmesiyle nedensel olarak bağlantılı olduğu yegâne ihtiyaç artık var olmazdı. Ne var ki kininin yararlılığının ortadan kalkması, buna karşılık gelen yüksek dereceden malların büyük bir kısmının da mal niteliğinden yoksun bırakılması sonucunu doğururdu. Hâlihazırda kınakına ağaçlarını kesip kabuğunu soyarak geçimlerini sağlayan kinin üreten ülkelerin sakinleri, yalnızca kınakına kabuğu stoklarının değil, bunun sonucunda kınakına ağaçlarının, yalnızca kinin üretimine uygulanabilen alet ve aygıtların ve hepsinden önce, daha önce geçimlerini sağladıkları uzmanlaşmış emek hizmetlerinin de bir anda mal niteliğini yitirdiğini birdenbire görürlerdi; çünkü değişen koşullar altında bütün bu şeyler artık insan ihtiyaçlarının giderilmesiyle hiçbir nedensel ilişki içinde olmazdı.
Zevklerdeki bir değişimin sonucu olarak tütüne duyulan ihtiyaç tamamen ortadan kalksaydı, ilk sonuç eldeki bütün bitmiş tütün ürünü stoklarının mal niteliğinden yoksun kalması olurdu. Bir başka sonuç da ham tütün yapraklarının, yalnızca tütün işlenmesine elverişli makinelerin, aletlerin ve gereçlerin, tütün ürünlerinin üretiminde kullanılan uzmanlaşmış emek hizmetlerinin, mevcut tütün tohumu stoklarının vb. mal niteliğini yitirmesi olurdu. Küba, Manila, Porto Riko ve Havana gibi yerlerde tütünlerin derecelendirilmesi ve pazarlanmasında büyük beceriye sahip aracıların şu anda çok iyi ödenen hizmetleri ile birlikte, hem Avrupa'da hem de o uzak ülkelerde puro imalatında çalışan pek çok kişinin uzmanlaşmış emek hizmetleri de mal olmaktan çıkardı. Tütün kutuları, nem koruyucular, her tür tütün piposu, pipo sapları vb. bile mal niteliğini yitirirdi. Görünüşte son derece karmaşık olan bu olgu, yukarıda sayılan bütün malların mal niteliğini, tütüne duyulan insani ihtiyacın tatminiyle olan nedensel bağlantılarından türetmeleri olgusuyla açıklanır. Bu ihtiyacın ortadan kalkmasıyla, onların mal niteliğinin temelini oluşturan dayanaklardan biri yok edilmiş olur.
Ne var ki birinci dereceden mallar çoğu kez, daha yüksek dereceden mallar ise kural olarak, mal niteliklerini yalnızca tek bir nedensel bağlantıdan değil, insani ihtiyaçların tatminiyle olan az çok çok sayıda nedensel bağlantıdan türetirler. Bu nedenle daha yüksek dereceden mallar, bu ihtiyaçlardan yalnızca biri, ya da genel olarak yalnızca bir kısmı ortadan kalktığında mal niteliklerini yitirmezler. Tam tersine, bu etkinin yalnızca, daha yüksek dereceden malların tatminiyle nedensel olarak ilişkili oldukları bütün ihtiyaçlar ortadan kalktığında ortaya çıkacağı açıktır; çünkü aksi takdirde onların mal niteliği, iktisat yasasına tam bir uygunluk içinde, değişen koşullar altında bile tatminiyle nedensel olarak ilişkili kalmaya devam ettikleri ihtiyaçlar bakımından varlığını sürdürürdü. Ama bu durumda bile mal nitelikleri yalnızca, insani ihtiyaçların tatminiyle nedensel bir ilişkiyi sürdürdükleri ölçüde varlığını korur ve geri kalan ihtiyaçlar da ortadan kalkacak olursa derhal yok olurdu.
Önceki örneği sürdürürsek, insanların tütün tüketimine duydukları ihtiyaç tamamen ortadan kalkacak olsa, insan tüketimine uygun ürünler hâline getirilmiş tütün ile büyük olasılıkla ham tütün yaprağı stokları, tütün tohumları ve tütüne duyulan ihtiyacın tatminiyle nedensel bağlantısı bulunan daha yüksek dereceden pek çok başka mal, mal niteliğinden bütünüyle yoksun kalırdı. Ama tütün sanayisinde kullanılan daha yüksek dereceden malların hepsi zorunlu olarak bu kaderi paylaşmazdı. Örneğin tütün yetiştiriciliğinde kullanılan toprak ve tarım aletleri ile belki de tütün ürünlerinin imalatında kullanılan birçok alet ve makine, başka insani ihtiyaçlar bakımından mal niteliğini korurdu; çünkü bunlar tütüne duyulan ihtiyacın ortadan kalkmasından sonra bile bu öteki ihtiyaçlarla nedensel bağlantı içine sokulabilirler.
Daha yüksek dereceden malların mal niteliğinin, üretimlerinde hizmet ettikleri karşılık gelen daha düşük dereceden malların mal niteliğinden türediği yasası, birincil ilkenin özünü etkileyen bir değişiklik olarak değil, yalnızca o ilkenin daha somut bir biçimde yeniden ifade edilişi olarak görülmelidir.
Buraya kadar olan kısımda, hem birbirleriyle hem de insani ihtiyaçların tatminiyle nedensel olarak bağlantılı bütün malları genel terimlerle ele aldık. İncelememizin konusu, son halkaya, yani insani ihtiyaçların tatminine kadar uzanan bütün nedensel zincirdi. Bu bölümün ilkesini ortaya koyduğumuza göre, izleyen bölümde artık dikkatimizi her seferinde zincirin birkaç halkasına yöneltebiliriz – örneğin üçüncü dereceden mallar ile insani ihtiyaçların tatmini arasındaki nedensel bağlantıyı şimdilik göz ardı ederek ve yalnızca o dereceden malların, seçeceğimiz herhangi bir daha yüksek dereceden karşılık gelen mallarla olan nedensel bağlantısını gözleyerek.
4. Zaman ve Yanılgı
Daha yüksek dereceden malların aşamalı olarak daha düşük dereceden mallara dönüştürüldüğü ve bunların nihayet insani ihtiyaçların tatminine yöneltildiği süreç, önceki bölümlerde gördüğümüz gibi, düzensiz değil, tıpkı bütün diğer değişim süreçleri gibi nedensellik yasasına tabidir. Ne var ki nedensellik düşüncesi, zaman düşüncesinden ayrılamaz. Bir değişim süreci bir başlangıcı ve bir oluşumu içerir ve bunlar yalnızca zaman içindeki süreçler olarak tasavvur edilebilir. Dolayısıyla bir süreçteki çeşitli olayların nedensel iç bağlantılarını ya da sürecin kendisini, onu zaman içinde görmedikçe ve ona zaman ölçüsünü uygulamadıkça asla tam olarak kavrayamayacağımız kesindir. Böylece, daha yüksek dereceden malların yavaş yavaş birinci dereceden mallara dönüştürüldüğü ve sonunda bunların insani ihtiyaçların tatmini denilen durumu meydana getirdiği değişim sürecinde, zaman gözlemlerimizin asli bir özelliğidir.
Belirli bir daha yüksek dereceden tamamlayıcı mallara hükmettiğimizde, onları önce bir sonraki daha düşük dereceden mallara, sonra da aşama aşama art arda daha da düşük dereceli mallara dönüştürmek zorundayız; ta ki yalnızca ihtiyaçlarımızın tatmini için doğrudan kullanılabilecek birinci dereceden mallar hâline getirilinceye kadar. Bu sürecin çeşitli evreleri arasındaki zaman aralıkları çoğu kez ne kadar kısa görünürse görünsün (ve teknolojideki ve ulaşım araçlarındaki ilerleme bunları sürekli olarak kısaltma eğilimindedir), bunların tamamen ortadan kalkması yine de tasavvur edilemez. Herhangi bir dereceden malları, bir el hareketiyle karşılık gelen daha düşük dereceden mallara dönüştürmek olanaksızdır. Tam tersine, daha yüksek dereceden mallara sahip olan bir kişinin, bir sonraki daha düşük dereceden mallara hükmetme fiilî konumunda ancak hatırı sayılır bir süre sonra –ki bu, söz konusu özel koşullara göre kimi zaman daha kısa, kimi zaman daha uzun olabilir– bulunacağından daha kesin bir şey yoktur. Ama nedensel zincirin tek bir halkası hakkında burada söylenenler, bütün süreç bakımından daha da geçerlidir.
Bu sürecin belirli durumlarda gerektirdiği zaman aralığı, durumun niteliğine göre hatırı sayılır ölçüde farklılık gösterir. Bir meşe ormanının üretimi için gereken bütün toprağa, emek hizmetlerine, aletlere ve tohuma hükmeden bir birey, kerestenin balta için hazır olmasından önce neredeyse yüz yıl beklemek zorunda kalacaktır; çoğu durumda bu hâldeki kerestenin fiilî mülkiyeti ancak onun mirasçılarına ya da diğer halefilerine kalacaktır. Öte yandan kimi durumlarda, yiyecek ya da içeceklerin üretimi için gereken bileşenlere ve gerekli aletlere, emek hizmetlerine vb. hükmeden bir kişi, yiyecek ya da içeceklerin kendilerini ancak birkaç dakika içinde kullanabilecek konumda olacaktır. Yine de çeşitli durumlar arasındaki fark ne denli büyük olursa olsun, bir şey kesindir: daha yüksek dereceden mallara hükmetme ile karşılık gelen daha düşük dereceden malların mülkiyeti arasında yatan zaman aralığı asla bütünüyle ortadan kaldırılamaz. Bu nedenle daha yüksek dereceden mallar, mal niteliklerini, en yakın bugünün ihtiyaçları bakımından değil, insanî öngörünün bir sonucu olarak, yalnızca üretim süreci tamamlandığında yaşanacak ihtiyaçlar bakımından edinir ve korurlar.
Söylenenlerden sonra, daha yüksek dereceden mallara hükmetme ile karşılık gelen birinci dereceden mallara hükmetmenin, belirli bir tüketim türü bakımından şu noktada farklılaştığı açıktır: ikincisi derhal tüketilebilirken, birincisi tüketim mallarının oluşumunda daha erken bir evreyi temsil eder ve dolayısıyla doğrudan tüketim için ancak –durumun niteliğine göre daha uzun ya da daha kısa olan– hatırı sayılır bir sürenin geçmesinden sonra kullanılabilir. Ama bir tüketim malına doğrudan hükmetme ile ona (daha yüksek dereceden mallara sahip olmak yoluyla) dolaylı hükmetme arasındaki son derece önemli bir başka fark, dikkatimizi gerektirir.
Tüketim mallarına doğrudan hükmeden bir kişi, onların niceliği ve niteliği konusunda emindir. Ama onlara yalnızca, karşılık gelen daha yüksek dereceden mallara sahip olmak yoluyla dolaylı olarak hükmeden bir kişi, üretim sürecinin sonunda elinde bulunacak birinci dereceden malların niceliğini ve niteliğini aynı kesinlikle belirleyemez.
Yüz kile11 tahıla sahip olan bir kişi, bu malı niceliği ve niteliği bakımından, herhangi bir mala doğrudan sahip olmanın genellikle sunabildiği kesinlikle elden çıkarmayı planlayabilir. Ama yüz kile tahılın üretimi için normalde gereken miktarda toprağa, tohuma, gübreye, emek hizmetlerine, tarım aletlerine vb. hükmeden bir kişi, bu miktardan daha fazla tahıl hasat etme şansıyla olduğu kadar daha az hasat etme şansıyla da karşı karşıyadır. Tam bir hasat başarısızlığı olasılığı da dışlanamaz. Üstelik o, ürünün niteliği bakımından da hatırı sayılır bir belirsizliğe maruz kalır.
İnsanın, karşılık gelen daha yüksek dereceden mallara sahip olmak yoluyla hükmettiği ürünün niceliği ve niteliği bakımından bu belirsizlik, bazı üretim dallarında diğerlerine göre daha büyüktür. Ayakkabı üretimi için gereken malzemelere, aletlere ve emek hizmetlerine hükmeden bir birey, elindeki daha yüksek dereceden malların niceliğinden ve niteliğinden hareketle, üretim sürecinin sonunda elinde bulunacak ayakkabıların niceliği ve niteliği hakkında hatırı sayılır bir kesinlik derecesiyle çıkarımlar yapabilecektir. Ama keten yetiştirmeye elverişli bir tarlaya, buna karşılık gelen tarım aletlerine, gerekli emek hizmetlerine, keten tohumuna, gübreye vb. hükmeden bir kişi, üretim sürecinin sonunda hasat edeceği yağlı tohumun niceliği ve niteliği hakkında tümüyle kesin bir yargıya varamayacaktır. Yine de o, ürününün niceliği ve niteliği bakımından, bir şerbetçiotu yetiştiricisine, bir avcıya ya da hatta bir inci avcısına göre daha az belirsizliğe maruz kalacaktır. Çeşitli üretim dalları arasındaki bu farklar ne denli büyük olursa olsun ve uygarlığın ilerlemesi söz konusu belirsizliği azaltma eğiliminde olsa bile, nihayet elde edilecek bir ürünün niceliği ve niteliği konusunda hatırı sayılır bir belirsizlik derecesinin –kimi zaman daha büyük, kimi zaman da daha az ölçüde, durumun niteliğine göre– her zaman var olacağı kesindir.
Bu olgunun nihai nedeni, insanın, malların üretimi denilen nedensel süreçle olan ilişkisindeki kendine özgü konumunda bulunur. Daha yüksek dereceden mallar, nedensellik yasalarına uygun olarak bir sonraki daha düşük dereceden mallara dönüştürülür; bunlar birinci dereceden mal hâline gelinceye kadar daha da dönüştürülür ve sonunda insani ihtiyaçların tatmini dediğimiz durumu meydana getirir. Daha yüksek dereceden mallar bu nedensel sürecin en önemli öğeleridir, ama hiçbir biçimde tek öğeler değildir. Malların dünyasına ait olanların dışında, malların üretimi denilen nedensel sürecin sonucunun niceliğini ve niteliğini etkileyen başka öğeler de vardır. Bu öteki öğeler ya, refahımızla olan nedensel bağlantısını henüz fark etmediğimiz türden öğelerdir ya da ürün üzerindeki etkisini iyi bildiğimiz, ama herhangi bir nedenle denetimimizin dışında kalan öğelerdir.
Böylece, kısa bir süre öncesine kadar insanlar, çeşitli toprak türlerinin, kimyasalların ve gübrelerin çeşitli bitkilerin büyümesi üzerindeki etkisini bilmiyorlardı ve dolayısıyla bu etkenlerin, hem niceliği hem de niteliği bakımından üretim sürecinin sonucu üzerinde kimi zaman daha fazla, kimi zaman da daha az elverişli (ya da hatta elverişsiz) bir etki yarattığını bilmiyorlardı. Tarım kimyası alanındaki keşiflerin bir sonucu olarak, tarımın belirsizliklerinin belli bir bölümü şimdiden ortadan kaldırılmıştır ve insan, keşiflerin kendilerinin izin verdiği ölçüde, her durumda bilinen etkenlerin elverişli etkilerini ortaya çıkarma ve zararlı olanlardan kaçınma konumundadır.
Havadaki değişimler, ikinci kategoriden bir örnek sunar. Çiftçiler genellikle bitkilerin büyümesi için en elverişli hava türü konusunda oldukça nettir. Ama elverişli hava yaratma ya da fidelere zarar verici havayı önleme güçleri olmadığından, hasat ettikleri ürünün niceliği ve niteliği üzerindeki etkisine hiç de az olmayan ölçüde bağımlıdırlar. Hava, tıpkı bütün diğer doğa güçleri gibi amansız nedensel yasalara uygun olarak kendini hissettirse de, iktisadi davranan insanlara, denetim alanlarının dışında kaldığı için bir dizi rastlantı olarak görünür.
İnsanların, bir ürünün üretimi için gereken yüksek dereceli mallara sahip olmaları sayesinde tasarruflarında bulunduracakları o ürünün niteliğini ve niceliğini öngörmedeki büyük ya da küçük kesinlik derecesi, üretimin nedensel sürecinin unsurlarına ilişkin bilgilerinin büyük ya da küçük tamlık derecesine ve bu unsurlar üzerinde uygulayabilecekleri büyük ya da küçük denetim derecesine bağlıdır. Bir ürünün hem niceliğini hem de niteliğini öngörmedeki belirsizlik derecesi, bunun karşıtı ilişkiler tarafından belirlenir. Tüm nedensel sürecin ürününün (buna karşılık gelen birinci dereceli malların) niceliği ve niteliği konusundaki insan belirsizliği, tüketim mallarının üretiminde herhangi bir biçimde rol oynayan ve ya anlamadığımız ya da anlasak bile üzerinde denetimimizin bulunmadığı unsurların sayısı – yani mal niteliğine sahip olmayan unsurların sayısı – ne kadar büyükse o kadar büyüktür.
Bu belirsizlik, insanların ekonomik belirsizliğinin en önemli etkenlerinden biridir ve aşağıda göreceğimiz üzere, insan ekonomisinde en büyük pratik öneme sahiptir.
5. İnsan Refahında İlerlemenin Nedenleri
Adam Smith şöyle der: „Emeğin üretken güçlerindeki en büyük gelişme ve emeğin herhangi bir yerde yönlendirildiği ya da uygulandığı beceri, ustalık ve sağduyunun büyük bölümü, işbölümünün etkileri gibi görünmektedir.”12 Ve: „İyi yönetilen bir toplumda, halkın en alt katmanlarına dek uzanan o evrensel bolluğa yol açan şey, işbölümünün sonucunda tüm farklı sanatların ürünlerinin büyük ölçüde çoğalmasıdır.”13
Adam Smith böylece, insan ekonomisinde bir unsur olarak emeğe atfettiği o ezici öneme uygun biçimde, ilerleyen işbölümünü insanlığın ekonomik ilerlemesinin merkezî etkeni hâline getirmiştir. Bununla birlikte, az önce alıntıladığım seçkin yazarın, işbölümüne ayırdığı bölümde insan refahındaki ilerlemenin yalnızca tek bir nedenine ışık tuttuğunu, oysa daha az etkili olmayan başka nedenlerin dikkatinden kaçtığını düşünüyorum.
Bir Avustralya kabilesinin toplayıcı ekonomisindeki görevlerin, büyük ölçüde, kabilenin çeşitli üyeleri arasında en verimli biçimde paylaştırıldığını varsayabiliriz. Bazıları avcıdır; bazıları balıkçıdır; bazıları ise yalnızca yabani bitkisel besinleri toplamakla uğraşır. Kadınların bir kısmı tümüyle yiyecek hazırlamakla, bir kısmı ise giysi yapımıyla meşguldür. Kabilenin işbölümünü daha da ileri götürdüğümüzü, öyle ki her ayrı görevin kabilenin belirli bir uzmanlaşmış üyesi tarafından yerine getirildiğini düşünebiliriz. Şimdi soralım: Bu denli ileri götürülmüş bir işbölümü, kabile üyelerinin tasarrufunda bulunan tüketilebilir malların niceliğindeki artış üzerinde, Adam Smith'in ilerleyen işbölümünün sonucu olarak gördüğü türden bir etki yaratır mıydı? Açıktır ki, böyle bir değişimin sonucunda bu kabile (ya da herhangi bir başka halk), emeğinden ya daha az çabayla aynı sonucu ya da aynı çabayla öncekinden daha büyük bir sonucu elde edecektir. Böylece, mesleki görevlerin daha uygun ve verimli bir biçimde dağıtılması yoluyla, hiç değilse bunun mümkün olduğu ölçüde, durumunu iyileştirecektir. Ne var ki bu iyileşme, ekonomik bakımdan ilerleyen halkların gerçek örneklerinde gözlemleyebildiğimiz iyileşmeden çok farklıdır.
Bu son durumu bir başkasıyla karşılaştıralım. Etkinliğini yalnızca ilkel bir toplayıcı ekonominin görevleriyle – yani doğada hazır bulunan en düşük dereceli malların (genellikle birinci ve olasılıkla ikinci dereceli malların) edinilmesiyle – sınırlamak yerine, dikkatini üçüncü, dördüncü ve daha yüksek dereceli mallara da yönelten bir halk varsayalım. Böyle bir halk, gereksinimlerinin karşılanmasına giderek daha yüksek dereceli malları ilerleyici biçimde yöneltirse ve özellikle bu yöndeki her adım uygun bir işbölümüyle birlikte ilerlerse, Adam Smith'in yalnızca bu son etkene atfetmeye eğilimli olduğu o refah ilerlemesini hiç kuşkusuz gözlemleriz. Başlangıçta av hayvanını sopayla kovalayan avcının, yay ve av ağıyla avlanmaya, en yalın türden hayvancılığa ve ardından giderek daha yoğun hayvancılık biçimlerine yöneldiğini görürüz. Başlangıçta yabani bitkilerle geçinen insanların giderek daha yoğun tarım biçimlerine yöneldiğini görürüz. İmalathanelerin ortaya çıktığını ve bunların aletler ve makineler aracılığıyla geliştiğini görürüz. Ve bu gelişmelerle en sıkı bağ içinde, bu halkın refahının arttığını görürüz.
İnsanlık bu yönde ne kadar ilerlerse, malların türleri o kadar çeşitlenir, dolayısıyla meslekler o kadar çeşitlenir ve ilerleyen işbölümü de o kadar gerekli ve ekonomik hâle gelir. Ne var ki, insanların tasarrufundaki tüketim mallarındaki artışın yalnızca işbölümünün etkisi olmadığı açıktır. Hatta işbölümü, insanlığın ekonomik ilerlemesinin en önemli nedeni olarak bile nitelendirilemez. Doğru biçimde, yalnızca insanlığı barbarlıktan ve sefaletten uygarlığa ve zenginliğe götüren büyük etkiler arasında bir etken olarak görülmelidir.
Yüksek dereceli malların artan kullanımının, insan tüketimi için tasarrufta bulunan malların (birinci dereceli malların) giderek artan niceliği üzerindeki etkisinin açıklanması, pek az güçlük taşıyan bir konudur.
En ilkel biçiminde, bir toplayıcı ekonomi, doğanın rastlantısal olarak sunduğu en düşük dereceli malları toplamakla sınırlıdır. Tasarrufta bulunan bireyler bu malların üretimi üzerinde hiçbir etki uygulamadıkları için, bunların kökeni insanların istek ve gereksinimlerinden bağımsızdır ve dolayısıyla, onlar bakımından, rastlantısaldır. Ama insanlar bu en ilkel ekonomi biçimini terk edip, tüketim mallarının üretimi için şeylerin nedensel bir süreçte hangi yollarla birleştirilebileceğini araştırır, bu biçimde birleştirilebilecek şeylere sahip olur ve onları yüksek dereceli mallar olarak işlerlerse, ilkel bir toplayıcı ekonominin tüketim malları kadar gerçekten doğal süreçlerin sonuçları olan tüketim malları elde edeceklerdir; ne var ki bu malların elde bulunan nicelikleri artık insanların istek ve gereksinimlerinden bağımsız olmayacaktır. Bunun yerine, tüketim mallarının nicelikleri, insanların gücü dahilinde olan ve doğa yasalarının çizdiği sınırlar içinde insan amaçlarınca düzenlenen bir süreçle belirlenecektir. Daha önce kökenlerinin koşullarının rastlantısal bir bir araya gelişinin ürünü olan tüketim malları, insanlar bu koşulları tanıdıkları ve onlar üzerinde denetim sağladıkları anda, doğa yasalarının çizdiği sınırlar içinde, insan iradesinin ürünleri hâline gelir. İnsanların tasarrufundaki tüketim mallarının nicelikleri, yalnızca şeyler arasındaki nedensel bağlantılara ilişkin insan bilgisinin kapsamıyla ve bu şeyler üzerindeki insan denetiminin kapsamıyla sınırlıdır. Şeyler arasındaki nedensel bağlantılara ve insan refahına ilişkin artan kavrayış ve insan refahından sorumlu olan daha uzak koşullar üzerindeki artan denetim, bu nedenle insanlığı bir barbarlık ve en derin sefalet durumundan bugünkü uygarlık ve esenlik aşamasına götürmüş ve birkaç sefil, aşırı yoksul insanın yaşadığı uçsuz bucaksız bölgeleri yoğun nüfuslu uygar ülkelere dönüştürmüştür. İnsanlığın ekonomik ilerleme derecesinin, gelecek çağlarda da insan bilgisinin ilerleme derecesiyle orantılı olacağından daha kesin hiçbir şey yoktur.
6. Mülkiyet
İnsanların gereksinimleri çok çeşitlidir ve bu gereksinimlerden yalnızca birinin karşılanması için ne denli bol olursa olsun yalnızca araçlara sahip olmaları durumunda, yaşamları ve refahları güvence altına alınmış olmaz. İnsanların gereksinimlerinin karşılanmasının biçimi ve tamlık derecesi nerdeyse sınırsız bir çeşitlilik gösterebilse de, yine de gereksinimlerinin karşılanmasında belirli bir uyum, belli bir noktaya kadar, yaşamlarının ve refahlarının korunması için vazgeçilmezdir. Bir insan bir sarayda yaşayabilir, en seçkin yiyecekleri tüketebilir ve en pahalı giysileri giyebilir. Bir başkası ise dinlenme yerini sefil bir kulübenin karanlık köşesinde bulabilir, artıklarla beslenebilir ve üstünü paçavralarla örtebilir. Ne var ki her ikisi de barınma ve giyinme gereksinimini, tıpkı yiyecek gereksinimi gibi, karşılamaya çalışmak zorundadır. Açıktır ki, tek bir gereksinimin en eksiksiz karşılanması bile yaşamı ve refahı sürdüremez.
Bu anlamda, tasarrufta bulunan bir bireyin emrinde bulunan tüm malların, mal nitelikleri bakımından karşılıklı olarak birbirine bağımlı olduğunu söylemek yersiz değildir; çünkü her tikel mal, hepsinin hizmet ettiği amacı, yani yaşamın ve esenliğin korunmasını, kendi başına değil, yalnızca diğer mallarla birlikte gerçekleştirebilir.
Yalıtılmış bir hane ekonomisinde ve hatta insanlar arasında pek az ticaret bulunduğunda bile, insan yaşamının ve refahının korunması için gerekli olan malların bu ortak amacı belirgindir; çünkü bunların tümü tek bir tasarruf eden bireyin tasarrufundadır. Tekil hanelerin karşılamaya çalıştığı gereksinimlerin uyumu, onların mülkiyetinde yansır.14 Daha yüksek bir uygarlık aşamasında ve özellikle herhangi bir ekonomik maldan önemli bir niceliğe sahip olmanın, diğer tüm mallardan karşılık gelen niceliklere hükmetmeyi sağladığı son derece gelişmiş değişim ekonomimizde, malların karşılıklı bağımlılığı, toplumun tekil üyelerinin ekonomisinde daha az açık görülür; ama ekonomik sistem bir bütün olarak ele alındığında çok daha belirgin biçimde ortaya çıkar.
Her yerde, tasarrufta bulunan insanların amaçlarına tekil malların değil, farklı türden malların birleşimlerinin hizmet ettiğini görürüz. Bu mal birleşimleri, ya doğrudan – yalıtılmış hane ekonomisinde olduğu gibi – ya da kısmen doğrudan kısmen dolaylı olarak – gelişmiş değişim ekonomimizde olduğu gibi – bireylerin emrindedir. Bu mallar yalnızca bütünlükleri içinde, gereksinimlerimizin karşılanması adını verdiğimiz ve bunun sonucunda yaşamlarımızın ve refahımızın güvence altına alınması olarak nitelediğimiz etkiyi doğurur.
Tasarrufta bulunan bir bireyin gereksinimlerinin karşılanması için emrinde bulunan malların tüm toplamına onun mülkiyeti deriz. Ne var ki onun mülkiyeti, gelişigüzel bir araya getirilmiş bir mal niceliği değil, gereksinimlerinin doğrudan bir yansıması, hizmet ettiği amacın gerçekleştirilmesini etkilemeksizin hiçbir temel parçasının azaltılamayacağı ya da artırılamayacağı bütünleşik bir bütündür.